29 Haziran 2009 Pazartesi

TEMİZ TİYATRO BURAK CANEY VE POLEMİKLER ÜZERİNE ÇOK PARANTEZLİ İLK VE SON YAZI

"tek kişilik azınlık da olsan doğru, doğrudur"... Gandhi
“çoğunluk olman haklı olduğunu göstermez”… İnangül
(daha önce söylendi mi acaba?)

Elbette insanların olumsuzluğa tepki göstermesi önemli bir değerdir...
Ancak bilmeden, anlamadan, okumadan fikir sahibi olmak en tehlikelisidir insan için...

Şahsen ne Ertuğrul Timur’u ne Mustafa Demirkanlı’yı ne Coşkun Büktel’i ne de Hilmi Bulunmaz’ı tanırım… Hepsini sanal ortamdan, tiyatro camiasından bilirim. Demirkanlı hariç hepsiyle kimi zaman iletişime geçmişliğim vardır. Ancak gelinen noktada süreci takip ettiğim için Temiz Tiyatro Kampanyası’nı destekleyemeyeceğimi bildirmek isterim…

Nedenine gelince:
Birincisi bu tür kişi üzerinde odaklanan kampanyalar hazırlamak, ister haklı ister haksız olsun sanatçıya yakışmaz. Sanatçı her koşulda yanıtını sanatıyla, ürettiğiyle vermelidir...
Kimi zaman benzer kampanyalara imza attığım olmuştur… ama asla kişi üzerinde sabitlenen kampanyalar değildir bunlar… Üstelik bu gibi kampanyaların bir öneme sahip olduğunu da düşünmüyorum… Hormonlu gıdalara hayır’dan işkenceye hayır’a kadar birçok kampanyaya katıldım ama ne hormonlu hıyartalık bitti ne de işkence…

Diğer yandan,
Bu gibi davranışları, bu ülkenin kimi insanlarının anlama ve sorgulama yeteneğini göz önünde bulundurduğumda ciddiye almamamdır... (sakin olunuz ve devamını okuyunuz) Bugün geldiğimiz noktadan baktığımızda gerek sanat, gerekse siyaset açısından durum bu...

Bu açıdan bakıldığında kampanyanın meşruiyeti de ortada. Bugün, ben peygamberim desem sanal ortamda altına imza atacak binlerce insan bulabilirim. (gerçi fena fikir de değil hani peygamberlik) Kampanyayı destekleyen bir sürü isim var ama sorsan yarısından çoğunun tiyatrodan haberi yok, hayatında bir kez olsun oyun izlememiş, süreçle ilgili bir yazı dahi okumamış… Büyük olasılıkla bir arkadaşı davet etmiştir kampanyaya, üst yazıyı okuyunca eklemiştir kendini... İyi bir şey yapacak ya… Aralarında bir kaç tanede medyatik isim gördü mü tamamdır olay...

Bu olayın bir yüzü… Diğer yüzü ise, kampanyayı düzenleyenlerin kişisel sorunlarını Türk Tiyatrosu’nun sorunu gibi lanse etmeleri ve kendilerine linç girişimi yaptıklarını söyleyerek, Temiz Tiyatro Kampanyası ile aynı eylemi karşısındakilere yapmalarıdır. (eyvah düşman ilan edildim şu an) Üstelik bu kampanyaya, sevgili hocam Özdemir Nutku’nun Büktel ile olan polemiğini öne çıkararak meşruiyet katılması ise beni en çok üzen durumdur.

Aslında bu konu hakkında fazla şey söylemek istemiyordum ancak bu polemikle ilgili ilk ve son yazım olacağından kısaca belirteyim:

Tiyatro üzerine yazıp okuyan biri olarak lisansüstü eğitimim sırasında birçok tiyatro sitesi ve dergisine yazı gönderdiğim gibi Bulunmaz’ın da sitesine ve dergisine yazı gönderdim ama sen misin yazı gönderen, birçok tiyatrocudan aldığım tepkiyle beraber (acayip önemsedim bu tepkileri anlatamam!) Burak Caney de beni öküz yaptı sitesinde. Coşkun Büktel’in, Beckett çalışmamı beğenip kendi sitesinde link (linkin Türkçesi “ilişim”miş) vererek “İnangül Beckett’a bakıyor” başlığından yola çıkarak, Burak Caney efendi, sitesinde “İnangül trene bakıyor” diye başlık attı. O yakışıklı fotomu da ekleyerek. (gerçi ne kadar uğraşsa da fotoshopda yakışıklılığımı yok edemez) tabi ben hemen panik yapıp “Allah Allah çalışmada bir eksiklik var sanırım tiyatro camiasına rezil mi olduk” diyerek (camianında çok umrundayım ya) tekrar gözden geçirdim notlarımı lakin bir eksiklik yoktu. (Gerçi benimki öküzlük, Caney haklı sanırım, her çalışmayı büyük bir titizlikle inceleyen Coşkun Büktel beğenmiş yazıyı, daha ne diye panik yapıyorsun) Sonradan anladım ki meğer (buraya dikkat) sırf Büktel-Bulunmaz ile bir sorunumun olmamasıymış neden. Üstelik tam tersine Büktel’in yazdıklarını lisans döneminde de okuyup beğenen biri olarak Büktel gibi renkli ve üretken biriyle tanışmak akademisyen adayı olarak son derece de önemliyken benim için… Neyse ki ben onu ciddiye alıp yanıt falan yazmayınca bıraktı peşimi. (ya da ben öyle algıladım herneyse) Sonunda Caney layık olduğu çöplüğü gömüldü. Takip ettiğim daha sonra ki süreçte ise üslup her iki tarafta da son derece bozuldu ve sanata sanatçıya yakışmayacak bir hal aldı. Bu yüzden uzak kalmayı tercih ettim ama burada önemli bir nokta var; gerek Büktel, gerekse Bulunmaz hep açıktı ve asla kaçak dövüşmediler ama kim olduğu belirsiz (!) Burak Caney yaratığı, kendi sitesinde iğrençlikler yaratmaya devam etti. Kimi isimlerse Burak Caney’i eleştirmek yerine sırf Büktel ve Bulunmaz’a saldırdığı için onun yanında yer aldılar. (Sanırım hala aynaya bakabiliyorlar bu kişiler) Burada kimi zavallı analizden yoksun beyin sahipleri (gereksinim duyana açıklama: “yoksun bey” kişi değildir) beni Büktel-Bulunmazcı olarak niteleyecektir. Hiç kimseci olmadığımı özgür bir birey olduğumu (peygamber fikri de fena değil bu arada) hayatımın her döneminde güçlüden değil haklıdan yana olduğumu ve olmaya da devam edeceğimi belirtirim.

Son olarak dilerdim ki bu kampanyayı hazırlayan ve altına imza atanlar sanatlarıyla verebilselerdi yanıtlarını, ucuz bir kampanyaya tiyatro dünyasına birçok emeği geçmiş hocalarımızı alet ederek değil... Ama ne gerek var o kadar uğraşmaya değil mi, adını yaz enter'la, keyfine bak. Yeter, oldubitti işte, atan da attıranda rahat… Verdin sanata desteği... Ha! birde 27 Martta bildiri okur, “sanata evet” dersin, cila olur...

Çok fazla son paragrafı oldu bu yazının ama… İşini ciddiye alan, tiyatro için emek harcayanlara bir sözümüz olmadığını söylemeye gerek var mı bilmem (var Polat var)… Onlar kim diye sorarsanız onun yanıtını tarih verecek…

ama “asıl felakette o zaten”
dostlukla…

Polat İNANGÜL
DE.Ü. Sahne Sanatları Doktorandı

15 Ocak 2009 Perşembe

KADİFEKALE OYUNCULARI

(Necdet Alpar Çocuk ve Gençlik Merkezi Tiyatro Grubu)

2008-2009 Çocuk Oyunumuz

BİR GÜN BİR ORMANDA


Yazan-Yöneten: Polat İNANGÜL

Müzik: Gülay Sarbay - Cemal Saraç

Konak Belediyesi, Konak Halk Eğitim Merkezi, Ege Orman Vakfı ve Genç Eğitim ve Bilim Adamları Derneği'ne projeye katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

Fotoğraflar ve haberler için tıklayınız:

ogrenenogretmen

gebad

12 Kasım 2008 Çarşamba

2008 - 09 Sezonu Yeni Oyunumuz

"ŞU ÇILGIN TÜRKLER"

KADİFEKALE OYUNCULARI


Yazan: Turgut ÖZAKMAN

Yöneten: Polat İNANGÜL

19.Kasım.2008 Saat:19.00

Eşrefpaşa (Selahattin Akçiçek) Kültür Merkezi - İZMİR

08 Ekim 2008 Çarşamba

...yalandır cennet, yalandır cehennem,
iyi uykular metin hocam...

06 Eylül 2008 Cumartesi

ALİ BAŞPINAR KANSERE YENİK DÜŞTÜ

12 Mart döneminde yargılandığı THKP-C Dev Genç davası sonrasında, oniki yılı aşkın bir süre cezaevinde kalan ve TÖB-DER kurucularından olan Ali Başpınar, tedavi gördüğü Hacettepe hastanesinde yaşamını yitirdi. Ali Başpınar'ın vefatı üzerine ÖDP tarafından yapılan açıklamada, "ömrünü devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış Ali Başpınar'ı kaybettik. Ailesine ve yoldaşlarına başsağlığı dileriz" denildi.
"Ali Butto" hep mücadele etti!
Ali Başpınar, 12 Eylül darbesinin ardından yaralı halde yakalanarak, Ankara Devrimci Yol davasında Merkez Komite üyesi olduğu iddiasıyla yargılandı. 1991 yılına kadar cezaevinde kalan, "Ali Butto" adıyla da tanınan Ali Başpınar, 1994 yılından beri kanser tedavisi görüyordu. Ali Başpınar'ın bugün saat 09:00'da Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nden alınarak Çankaya Belediyesi otopark alanında yapılacak törenin ardından, Çankırı Çerkeş'e götürülerek defnedilecek.

FAŞİZME DİRENMENİN ONURU
Yaşamı boyunca devrimci kişiliğinden taviz vermeyen, işkencelere, hastalıklara karşı onurlu bir şekilde direnen Başpınar’ın kaybı yurt genelinde büyük üzüntü yarattı. Arkadaşları arasında "Butto" ismiyle tanınan Ali Başpınar, Devrimci Yol ana davasında yaptığı savunmada, "Halkımızın yanında emperyalizme, faşizme karşı mücadele etmenin gururu ve onurunu yaşıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesinde faşizme karşı direnenler teröristlikle suçlanamaz" demişti.


ZOR BİR YAŞAM
1949 yılında Rize Çamlıhemşin’de doğan Ali Başpınar, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu"nu bitirdi. 12 Mart döneminde devrimci eylemlere katıldığı gerekçesiyle tutuklandı, 2 yıl cezaevinde yattı. Cezaevi çıkışında devrimci öğretmen grubunun lider kadrosu arasında yer aldı.
TÖB-DER’in kurucularından olan Ali Başpınar, bu derneğin Ankara Şube Başkanlığı"nı da yaptı. 12 Eylül döneminde Ankara Devrimci Yol davasında Merkez Komite Üyesi olduğu iddiası ile yargılandı, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 11 yıl cezaevinde kaldı. 1991 yılında serbest bırakıldı. 1994 yılında kanser teşhisi konan Başpınar, o tarihten bu yana tedavi görüyordu.


(Kaynak: Birgün Gazetesi)

31 Temmuz 2008 Perşembe

"BELLİ RENKLERİYLE TÜRKİYE"


Bütün Renkleriyle Türkiye başlığı ile çalışan Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye Organizasyonu Yazarlar Komitesi, kendine özgü bir renge sahip olan yazar-eleştirmen Coşkun Büktel'i elemiş.

Eğer amaç gerçekten “Bütün Renkleriyle Türkiye” ise o skalada Coşkun Büktel'de bulunmalıydı. Ancak elenmiş, engellenmiş…

Sanıyorum ki bu engelleme düzeysiz polemiklere alet olması ile açıklanıyor fakat bu onunla açıklanacak bir durum değildir. Sivri dilli olmasından çekinilmiş ve gerçekleri açıklayabileceğinden korkularak engellenmiştir. Bir sanat insanı ürettikleri ile vardır. Büktel, nitelikli oyunları ve eleştirileri ile kendini kanıtlamış bir yazar-eleştirmendir. Ancak bu kadar nitelikli üretimleri ve özgün tarza sahip olan bir yazarın, kim olduğu belli olmayan kaçak dövüşen bir düşmanla yaşadığı polemik onun bu değerini azaltamaz. Eğer Büktel’in ürettiklerini göremeyip -ya da okumayıp- bir polemiği bahane ederek, onun gerçekleri söylemesinden çekinilerek engellendi ise Türkiyeli bir tiyatro emekçisi olarak bu eleme ve engellemeyi kınıyorum.

DE.Ü Sahne Sanatları Doktorandı
Polat İNANGÜL

23 Temmuz 2008 Çarşamba

BİR ÇINAR DAHA DEVRİLDİ


Filmleri ve oyunları ile büyüdüğümüz değerli oyuncu Suna Pekuysal yaşamını yitirdi...

Yarın (24.07.08) İstanbul’da toprağa verilecek sanatçı Pekuysal için ilk veda töreni Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde düzenlenecek.

Pekuysal’ın cenazesi, Ataköy 5. Kısım Camii’nde öğle namazının ardından Mevlanakapı Mezarlığı’a defnedilecek.

Tüm tiyatro ve sanat camiasının başı sağolsun!

Hayatı ve Sanatı:

Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul'da doğdu. Pekuysal, İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü'nde öğrenim görürken, 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman'ın "Artist Aranıyor" adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıktı. Aradan üç yıl geçtikten sonra, 1952 yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu dram bölümü kadrosuna geçti. 1964 yılında tiyatro sanatçısı Ergun Köknar ile evlendi. Bir erkek çocuk sahibi olan pekuysal, tiyatronun yanı sıra televizyon ve sinema filmlerinde de rol aldı.1984 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmeye başlanan, Cemal Reşit Rey’in bestelerini yaptığı ve Haldun Dormen’in sahnelediği "Lüküs Hayat" operetindeki rolünü Zihni Göktay ile birlikte 14 yıl süreyle aralıksız oynadı. Büyük bir başarı kazanan ve yediden yetmişe her yaştan seyirciye hitap eden “Lüküs Hayat” ile özdeşleşerek anılan adı her zaman Türk tiyatrosunun en iyileri arasında yer aldı. Sanatçı, 1979 yalında Fakir Baykurt'un uyarlaması olan "Tırpan" daki rolüyle 1980 Avni Dilligil ve Ulvi Uraz ödüllerini, "Lüküs Hayat"taki rolüyle de 1986 Sanat Kurumu ve 1987 İsmail Dümbüllü ödüllerini kazandı.Birçok televizyon reklam ve dizilerinde, müzikallerde görev alan Pekuysal, 24 Ekim 1998 yılında Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Yarım asırdan fazla süredir devam eden sanat yaşamı boyunca 250’den fazla oyunda, 100’e yakın da sinema filminde rol aldı. ”Sanatçının emeklisi olmaz” ve ”Sahnede ölmek istiyorum!” sözleriyle tiyatroya ve sanata olan sevgisini belirten sanatçı, Dün (22 Temmuz 2008) tarihinde kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti…